Deneme

Kinayeli Bir Alay Olarak Aşk: İki Kişilik Hücreler

Nisan 2026 6 dk

Toplumun bize dayattığı o uyuşturucu senaryoların en yaldızlısı, en kusursuzu aşktır. İçimizdeki o tekinsiz kaosu, evrene karşı duyduğumuz o vahşi aidiyetsizlik hissini alır; şık bir pakete koyar ve bize "kurtuluş" diye satar. Düzenler Evreni'nde aşk, vahşi bir ruhu evcilleştirmenin en tatlı, en sinsi prangasıdır. Bize "özgürleştiğimizi" veya bir başkasında "tamamlandığımızı" hissettirirken, aslında bizi o devasa çarkların arasına en gönüllü şekilde yerleştirir.

Modern ilişikiler arenası, ruhların ucuza pazarlandığı devasa bir vitrinden farksızdır. Kusursuz profillerin, ezberlenmiş flörtlerin ve günübirlik sahte tebessümlerin havada uçuştuğu o sentetik sevgi pazarı, insanın kendi varoluşsal sancısından kaçarken sığındığı bir sirk çadırıdır. Bir başkasının hayatına yara bandı olmayı veya onu kendi yaralarımıza basmayı "aşk" sanırız. Oysa bu, sistemin bizimle ettiği kinayeli bir alaydır. Bizi büyük tımarhanenin içinde omuz omuza uysal laştırır; ana koğuştan alıp, kendimize özel "iki kişilik" bir hücreye kapatir.

Bir başkasının onayna, varlığına ve beklentilerine körü körüne bağlanmak; kendi devrimimizi bir başkasının cebine rehin bırakmaktır. Aşk adı altında, içimizdeki sivri uçları yontar, uyumsuzluklarımızı törpuler, o makul ve sıradan insan maskesini bu kez en yakınımızdaki kişi için takarız. Gözümüzü alan o romantik illüzyon dağıldığında ise, geriye sadece birbirini tüketen, birbirinin karanlığında kaybolmaktan korkan iki yabancı kalır.

İç Devrim, bu sahte sıcaklığı da reddeder. Kalabalıkların o gürültülü randevu dünyasından, ruhu ucuz beklentilerin pazarından çekip almayı emreder. İnsanın asıl özgürlüğü ve yaratımı, kendi yalnızlığının o buz gibi ama sarsılmaz zemininde başlar. Başkasının yaktığı geçici ateşte ısınmayı beklemek yerine; kendi içindeki közü harlamayı, o karanlığa gömülup oradan kendi elleriyle yeni bir eser, yeni bir dünya çıkarmayı göze almaktır.

Aşk, düzene boyun eğmektir. İsyan ise; masanda seni bekleyen o bembeyaz, dilsiz kâğıtlarla baş başa kalıp, kalbini bir başkasının sahte vitrine değil, kendi mürekkebine akıtmaktır. Kendi deli liğine sadık kalanlar için, yalnızlık bir ceza değil, en görkemli krallıktır.

— Berkay Doğan

Bu satırlar kendi iç devriminizde nasıl bir yankı buldu? Düşüncelerinizi uluorta yazmak yerine, doğrudan yazarla paylaşın.