Hayat, özgürlük ve varoluş üzerine kişisel denemeler.
Toplumun bize dayattığı o uyuşturucu senaryoların en yaldızlısı, en kusursuzu aşktır. İçimizdeki o tekinsiz kaosu, evrene karşı duyduğumuz o vahşi aidiyetsizlik hissini alır; şık bir pakete koyar ve bize "kurtuluş" diye satar.
Bize ezberletilen, o kusursuz senaryonun en uyuşturucu yalanlarından biri budur: 'Tünelin sonunda bir ışık var.' Sıkıntının, acının veya anlamsızlığın karanlık koridorlarında yürürken, daima ileride bir yerde bizi bekleyen o mucizevi kurtuluşa inanmamız istenir.
Bize doğduğumuz an, henüz kendi sesimizi bile tanımadan bir senaryo tutuşturulur. Adına "hayat" dedikleri ama aslında usta işi, devasa bir tiyatro oyunundan ibaret olan bu düzende, hepimizden beklenen tek bir şey vardır: Repliklerimizi eksiksiz ezberlemek.
Gerçek tımarhanelerin demir parmaklıkları veya yastıklı duvarları yoktur. En kusursuz tımarhaneler, kapısı ardına kadar açık olan ama kimsenin dışarı çıkmaya cesaret edemediği o görünmez, devasa komplekslerdir.
Düzenler evreni, insanın hayatını belirli kalıplara, kurallara ve beklentilere sıkıştırdığı bir alandır. Bu evren, toplumsal normlar, aile beklentileri, eğitim sistemi ve iş hayatının dayattığı çerçevelerle şekillenir.