Deneme

Tünelin Ucundaki Gelmek Bilmeyen Şey: Bekleyişin Çürütücü Sancısı

Nisan 2026 7 dk

Bize ezberletilen, o kusursuz senaryonun en uyuşturucu yalanlarından biri budur: "Tünelin sonunda bir ışık var." Sıkıntının, acının veya anlamsızlığın karanlık koridorlarında yürürken, daima ileride bir yerde bizi bekleyen o mucizevi kurtuluşa, o aydınlığa inanmamız istenir. Adımlarımızı bir makine gibi hızlandıran, başımızı öne eğmemizi sağlayan ve içimizdeki isyan ateşini bastıran şey, işte o tünelin ucundaki "gelmek bilmeyen şeye" duyduğumuz hastalıklı umuttur.

Toplum, bireyi bekleme odalarına hapsetmeye bayılır. Çünkü bekleyen insan, eylemsizdir; tehlike arz etmez. "Sabret," derler, "yakında o ışığa ulaşacaksın." Oysa o tünel, çoğunlukla sonu aydınlığa çıkan düz bir çizgi değil, kendi etrafında dönen kusursuz bir çemberdir. Biz, o sahte ışığın peşinde nefes nefese koşarken aslında sadece bizi içine çeken o devasa çarkları çevirmeye devam ederiz. Tünelin ucundaki o şey; vaat edilen bir terfi, idealize edilmiş bir hayat, toplumsal onay veya ulaşılamaz bir "mutluluk" illüzyonudur. Ve asıl trajedi, o ışığa asla tam anlamıyla ulaşılamamasıdır. Ulaştığınızı sandığınız o nadir anlarda ise, gözünüzü alan o parlaklığın, kurtuluş değil, düzenler evreninden üzerinize doğru hızla gelen bir trenin farları olduğunu acıyla fark edersiniz.

Bir insanı asıl tüketen şey karanlığın kendisi değildir; o gelmek bilmeyen aydınlığı beklerken, içindeki közün yavaş yavaş, küle dönmesine izin vermesidir. Modern tımarhanenin koridorlarında, dışarıdan gelecek kurtarcı bir eli, ilahi bir dokunuşu veya her şeyi tek hamlede çözecek o sihirli anı beklemek, insanın kendi varoluşuna yapabileceği en büyük ihanettir. Gelmeyecek. O beklediğiniz şey, o tünelin ucunda yok.

İç Devrim, tam da bu çıplak gerçeğin yüzümüze çarptığı o buhran anında başlar. Tünelin sonundaki o sahte ışığı putlaştırmayı bıraktığımızda... Kurtuluşun dışarıda, ileride, başkalarının vaat ettiği bir yerlerde değil; bizzat yürüduğümüz o zifiri karanlığın içinde, kendi adımlarımızda olduğunu kabul ettiğimizde. İnsanın kendi karanlığına alışması, başkalarının dayattığı o sahte aydınlıkta kör olmasından yeğdir.

Beklemeyi bırakın. Tünelin ucunda gelmek bilmeyen o gölgeyi aramaktan vaz geçin. Düzenin size sunduğu o ucu bucağı olmayan tünelde koşmayı reddedin. Karanlığın tam ortasında durun, yüzünüzdeki maskeyi söküp atın ve başkasının ışığını beklemek yerine, kendi mürekkebiyle o duvarları ateşe verin.

— Berkay Doğan

Bu satırlar kendi iç devriminizde nasıl bir yankı buldu? Düşüncelerinizi uluorta yazmak yerine, doğrudan yazarla paylaşın.